Marx felsefesini anlayabilmemiz için öncellikle onun felsefi görüşlerinin oluşmasında etkin rol oynayan sosyal, siyasal ve fikri ortamı tanımamız gerekmektedir. Prusya’nın Trier şehrinde doğan ve varlıklı bir aileye sahip olan Marx, dinden uzak yani seküler bir eğitim görmüştür. Nitekim yasal kısıtlamalardan dolayı avukatlık mesleğini icra edemeyen babası da Yahudilikten Protestanlığa geçmiştir. Marx felsefesinde, Berlin’de gördüğü üniversite eğitimi esnasında içerisinde bulunduğu Hegelci grubun etkileriyle de, dinin yeri ve önemi olmamıştır. Bilakis marx, dini düşmanca ya da eleştirel bir tavır içerisinde değerlendirmiştir. Hegel’in düşünce biçiminden uzaklaşayacağı ve kendi felsefi görüşlerini ileri süreceği zamana kadar da Hegel’in etkisi altında kalmış ve Hegel’in görüşlerine çok büyük önem vermiştir. Gençlik ve ilk eğitim yıllarını kısaca böyle özetleyebileceğimiz Alman filozof Marx, tarihsel materyalizm, artı değer ve yabancılaşma gibi çok önemli kavramların ve sosyalizmin ya da diğer adıyla markisizm fikir babalığını yapmıştır.

Karl Marx


İngiltere yaşanan sanayi inkılabı sonrası tüm Avrupa’da fabrikalaşma hız kazanmış Hızlanan bu fabrikalaşma neticesinde Avrupa’da sayısı hızla artan, toplumsal bir sınıf olarak karşımız çıkan proleterya ya da diğer adıyla işçi sınıfı baş göstermeye başlamıştı. Fabrikalarda düşük ücretler karşılığında on beş saate kadar çıkabilen vardiyalarda çalışan işçi sınıfı, sanayi ınkılabının yaşandığı ilk zamanlarda büyük sorunlar yaşamaktaydı. Marx’ın yakın arkadaşı olan Engels’in babasının İngiltere’de fabrika sahibi olması aynı zamanda sevgilisinin de irlandalı bir fabrika işçisi olması Engels’e hem sermayenin hem de işçi sınıfının kalbine girme ve yaşananları yakından müşahade etme imkanı tanımıştı. Nitekim Engels, o zamana kadar yapılmamış bir iş yaparak İngiltere’de işçi sınıfının durumunu gözler önüne seren bir eser kaleme almıştı. Marx’ın dikkatini işçi sınıfına ve onların yaşadıklarına çeken Engels, Marx ile uzun süreler devam eden bir arkadaşlık ve ortaklık kurmuştu.

Sanayi inkılabının yaygınlaşması ile ortaya çıkan vahşi kapitalizme ağır eleştiriler yönelten Marx, bu eleştirilerinde yabancılaşma kavramı çok önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Marx’ın temel anlayaşı, bir ekomik nizam olarak kapitalizmin insanoğlunun potansiyellerini serbestçe hayata geçirmesini engelleyerek onu ürününe, emeğine, kendisine ve çevresine yabancılaştırdığıdır. Yabancılaşma kavramı her ne kadar Marx’a ait olmasa da zihinlerde Marx ile eşleşmiştir. Bu kavram Marx ve onun felsefesi için her kapıyı açan bir anahtar ya da cankurtaran simidi değerindeydi. Marx, vahşi kapitalist düzenin ve toplumsal sınıfların, bireyler üzerindeki etkisini açıklamak için yabancılaşma kavramını kullanır. Marx, toplumsal sınıfları üretim ilişkileri ve üretim araçlarının dağıtımı çerçevesinde belirlenir. Modern toplum, ilkel dönemdeki efendi-köle ya da feodal dönemdeki derebeyi-serf ayrımında olduğu gibi burjuva ve işçi (poreletarya) olarak iki sınıfa ayrılmıştı. Burjuva, kapitalist düzenin efendisi ya da derebeyi olarak üretim araçlarında mutlak hakimiyet ve söz sahibir. Yapılan işte emeği olmasa da ürünün ve sermyenin sahibi olan bırjuva, sermaye gücü ile hükümetleri de etkileme potansiyeline sahipti. Proletarya da dediğimiz toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı ise burjuvanın üretim araçlarında düşük ücretler ve ağır şartlar altında çalışamaya zorlanan, emeği sömürülen toplumsal sınıftır. İsçi sınıfı kendi ekonomik bir sınıf olması sebebiyle her dinden, ırktan ve renkten insanı birleştirmektedir. Bu sınıfın en aşağısında ise kendi toplumsal sınıftan bile dışlamaya maruz kalabilen mülteci işçilerdir.

Karl Marx sözleri


Marx’ın erken dönemde kaleme aldığı yazılarında önemli bir yeri olan yabancılaşma kavramı, vahşi kapitalizme getirilen ilk eleştirilerin temelini oluşturmaktadır. Bu eleştiri işçinin ve emeğinin yabancılaştırılması eleştirisidir. Bu kavram esasında kapitalist düzenin inşasının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü insanoğlunun yaşamı için tarihi bir dönüm noktası olan sanayi inkılabı beraberinde bir çok değişikliği de getirmektedir. Bu değişiklik insanın siyasal, sosyal ve ekonmik yaşantısını tabii olarak etkilemiş ve belli noktalar da yabancılaşmaya sebep olmuştur. Marx’a göre yabancılaşmanın iki türevi vardır. Birinci olarak; insanoğlunun, kendisine yapay bir doğa oluşturarak doğaya yabancılaşmasıdır. “doğadan kopuş” ilk tür yabancılaşmayı doğurmuştur. Bu ilk tür yabancılaşma menfii bir şekilde karşılanmaz ve doğal bir süreç gibi görünebilir. İnsanoğlu için kötü olan yabancılaşma ise ikinci tür yabancılaşma olan insanın kendi benliğine, kendi doğasına, kendi varlığına ve en önemlisi kendi emeğine yabancılaşmasıdır. Karl Marx, 1844 El Yazmaları’nda şunları demektedir:

“Yabancılaşma, benim geçim araçlarımın bir başkasına ilişkin (ait) olmasında, benim isteğim olan şeyin bir başkasının erişilmez mülkiyetinde olmasında olduğu kadar, her şeyin kendi kendinden başka olmasında, etkinliğimin başka şey olmasında, son olarak -ve bu kapitalizm için de doğrudur- egemenlik sürenin eninde sonunda insanlık dışı erklik olmasında da görünür”

(Marx, 1844 El Yazmaları Ekonomi Politik ve Felsefe, ss. 195).


Kapitalist sistemde varlığını devam ettirmeye çalışan insanın kendisine yabancılaşması yaşanabilecek en kötü sonuçtur. Örneğin lüks arabaların üretildiği fabrikaları düşündüğümüzde üretilen araba tamamen çalışan işçilerin emeği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu işçi emeği sadece o arabanın montajından da ibaret değildir. aksine o arabanın tüm bileşenleri ve hammaddeleri de bir başka işçi grubu tarafından imal edilmektedir. Ancak ne hammaddeyi üreten ne de arabanın montajını yapan işçiler bu arabayı almak için sahip olmaları gereken ekonomik güce neredeyse hiçbir zaman ulaşamamaktadır. Bir grup emekçi işçinin çabası sonucu ortaya çıkan ürün o işçilere ait değildir. Bu da işçinin kendine ve emeğine yabancılaşması sürecini tetiklemektedir. Günümüzde ise kapitalizm çok daha acımasız bir hal aldı. Televizyon ve reklamlar ile işçi ve orta sınıflara alamayacağı ürünler ve ulaşamayacağı yaşam tarzlarını pazarlamaktadır. Bu yaşam tarzlarına özendirmektedir. Öyleki kapitalizm işçiye hakkını vermeyi reklama ve reklamlarda 1 dakika için boy gösterecek kadınlara para akıtmaya yeğlemektedir.

Karl Marx sözleri


Marx, kapitalist düzenin dayattığı ettiği üretim araçları içinde meydana gelen yabancılaşmayı, işçi sınıfının onları kendilerinden ve emeklerinden uzaklaştıran yabancılaşmadan kurtulabilmesinin aracı olarak görür. Çünkü büyük bir çelişki gibi görünmekse de yabancılaşma yaşanmadan işçi bu yabancılaşmayı aşacak bir şuuru edinemez. Marx’a göre, bu şuur işçilarin sınıf bilincinin farkına varması akabinde de işçi sınıfının öncülük ettiği ütopik ve sınıfsız bir dünyanın kurulması için harekete geçmesini sağlar. Nitekim Marx yaşamının sonuna kadar yakın olduğunu düşündüğü devrimi beklemiştir. Gerçekleşmemesinin ise şartların olgunlaşmaması ve işçilerin henüz sınıf bilincinin ayrıdına varmamasına bağlamıştır. Beklediği devrim ise şaşırtıcı bir şekilde henüz sanayileşmesini tam olarak tamamlayamamış ve buna bağlı olarak Avrupa’da oluşan işçi sınıfı gibi bir işçi sınıfının olmadığı Rusya’da ve Marx’ın vefatından 70 yıl sonra yaşanmıştır.

Bu hikayeye reaksiyonlar.
Show comments Yorumları gizle
Yorum: Karl Marx’ın yabancılaşma kavramı nedir? Yabancılaşma kavramının kapitalizme yönelttiği eleştiriler nelerdir?
  • 22 Eylül 2020

    “eğer sevgi üretmiyorsa yüreğiniz, başarılı bir üretici değilsiniz demektir.”

    Yorum

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Attach images - Only PNG, JPG, JPEG and GIF are supported.

Giriş Yap

oldukca.net'e Hoşgeldin

Üye olmanın avantajlarını yakala.
Bize Katıl